ZİMMET, BANKACILIK ZİMMETİ VE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇLARI HAKINDA ÖZET AÇIKLAMALAR

 

Av. Gülşah Güven

Ceza Hukuku kapsamında 5237 sayılı TCK ile düzenlenen “Görevi kötüye Kullanma”, “Zimmet” ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile düzenlenen “Bankacılık Zimmeti” suçlarının incelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda;

•5411 sayılı Bankacılık Kanunu madde 160 açısından;

İlgili yasa maddesi; “Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler.

Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur.

Faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bir bankanın; hukuken veya fiilen yönetim ve denetimini elinde bulundurmuş olan gerçek kişi ortaklarının, kredi kuruluşunun kaynaklarını, kredi kuruluşunun emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde doğrudan veya dolaylı olarak kendilerinin veya başkalarının menfaatlerine kullandırmak suretiyle, kredi kuruluşunu her ne suretle olursa olsun zarara uğratmaları zimmet olarak kabul edilir. Bu fiilleri işleyenler hakkında on yıldan yirmi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezasına hükmolunur; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca, meydana gelen zararın müteselsilen ödettirilmesine karar verilir.

Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.

Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Bu durumun hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.

Zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” Şeklinde düzenlenmiştir. 

Anılan suç özgü bir suç olup yalnızca banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları tarafından genel kast ile işlenen bir suçtur. Bu suç ile korunan hukuksal menfaat;

oİdarenin güvenilirliğinin korunması,

o“Bankanın” malvarlığının korunması,

Olarak düzenlenmiştir.

 

Burada önemle belirtilmesi gereken husus anılan suçtan zarar gören “Banka Tüzel Kişiliği”dir. Bankanın ortağı olan ya da hesabı bulunan kişiler suçtan zarar gören konumunda değildir. Nitekim bu kişiler için olası hak ihlallerinde özel hukuk ilişkisi bağlamında bankaya rucü etmekle zarar giderimini temin söz konusu olmaktadır.

Suça konu mal bankanın malvarlığı olabileceği gibi kişilere de ait olabilmektedir. Önemli olan suça konu malın bankanın zilyedliğine verilmekle ilgili kişilerin koruma ve gözetme yükümlülükleri kapsamına sunulmasıdır. Burada zilyedlik geniş yorumlanmakta doğrudan mal üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin sunulması olarak kabul edilmektedir (hem doğrudan hem dolaylı zilyedlik kastedilir).

Zilyedliği kendisine sunulan kişi bahse konu malı kendisinden görevi gereği beklenen dikkat ve özen ile görevinin gereklerine uygun olarak korumak ve gözetmekle yükümlüdür. 

Nitekim yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere fail bahse konu suçu işlemek için görevi gereği zilyedliği kendisine sunulan malı zimmetine geçirmekle suçu işlemiş olur. Ani bir suç olan işbu zimmet suçu ile zimmete geçirmek eylemi; malın mülkiyetini fiilen ele geçirmek, mala sahip çıkmak yani mal üzerinde malikmiş gibi tasarruf etmekle oluşur.

Bu noktad belirtilmelidir ki; bahse konu suç şikayete bağlı olmakla şikayette bulunabilecek olanlar yalnızca TMSF ile BDDK olarak belirtilmiştir (5411 s. BK madde 162). Ancak anılan kurumların yanı sıra;

İtibarın zedelenmesi,

Sırların açıklanması,

Zimmet,

 

Eylemlerinin  erçekleşmesi halinde ise 5271 sayılı CMK uyarınca ilgililerin dava açma hakkı saklıdır. Yine ilgililerin BDDK ile TMSF’ye başvuruda bulunmakla mevcut durumu ihbar etmeleri de mümkündür.

Belritildiği şekilde şikayette bulunma hakkı kurumlara tanınan bir hak olup kullanılması mutlak değildir. Nitekim banka yetkilileri kendi bankaları açısından anılan eylemlerin ihbarını yapmamayı tercih edebilirler. Fakat bu durumda da 5237 sayılı TCK madde 278 ile düzenlenen “suçu bildirmeme suçu”nun oluşacağı açıktır.

 

•5237 sayılı TCK madde 247 açısından;

İlgili yasa maddesi; “(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.” Şeklinde düzenlenmiştir.

Anılan suç özgü bir suç olup 5411 sayılı BK düzenlemesinden farklı olarak “kamu görevlileri” tarafından genel kast ile işlenen bir suçtur. Bu suç ile korunan hukuksal menfaat İdarenin güvenilirliğinin korunması olarak düzenlenmiştir.

Suçun mağduru suçun konusunun yani malın air olduğu kişidir. Tüzel kişilikler veya devlet suçun mağduru olamaz yalnızca suçtan zarar gören olabilirler. Haklı çıkarı fiilin kovuşturulması yolunda talepte bulunmasına olanak verecek kadar zedelenmiş olan kişi suçtan zarar görendir. 

Belirtildiği şekilde suçun konusu taşınır veya taşınmaz mal olarak tanımlanır. Bu mal mutlak devlete ait değil kişilere de ait olabilir. Suçun oluşabilmesi için;

Kamu görevlisi veya kamu görevlisi gibi cezalandırılabilen kişiye (özgü suç),

Görevi gereği teslim edilmiş olan mal üzernde yine görev gereği koruma ve gözetim yükümlülüğünün ihlali,

Haksız menfaat temini,

Gerekmektedir. Yani failin malikmiş gibi hareket etmesi gerekmektedir. Bankacılık zimmetinden farklı olarak  herkes suçun mağduru olabileceğinden soruşturma ya da kovuşturma herhagi bir şekle bağlı değildir.

 

•5237 sayılı TCK madde 257 açısından;

İlgili yasa maddesi; “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Şeklinde düzenlenmiştir.

İşbu suç ile korunan hukuksal değer kamu görevinde disiplin oluşturulmasıdır. Anılan suç torba hüküm niteliğinde olmakla somut eylem yasa ile düzenlenen başkaca bir suç tipinin unsurunu ya da ağıraştırıcı/hafifletici halini oluşturmuyor ise işbu yasa hükmü uygulanmaktadır. 

Anılan suç kasten işlenen bir suç olmakla suçun mağduru herkes olabilir. Atıı suçun faili kamu görevlisi olmakla yasa ile her fıkrada farklı bir suç düzenlenmiştir;

 Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlamak;

Anılan suçun oluşması için her şeyden önce kötüye kullanmak olarak tanımlanan hereketin kamu görevlisinin “görevine” ilişkin olması gerekmektedir. 

Özellikle görev sınırının aşılması, takdir yetkisinin açıkça götüye kullanılması, bir işlemin fası için yasal prosedürlere uyulmamış olması, görev nedeniyle elde bulundurulan eşyanın zilyedlik amacına aykırı olarak kullanılması vb. eylemler örnek olarak sayılabilir.

Belirtmek gerekir ki suçun oluşması için aranan maddi unsurun yanı sıra mutlak olarak yasa ile öngörülmüş “NETİCELERİN” de ortaya çıkması gereklidir. Bunlar;

oKişilerin mağduriyetine neden olma,

oKamunu zararına neden olmak,

oKişilere haksız kazanç sağlamak,

Olarak belirlenmiştir. Maddi unsurla birlikte mutlak olarak bahse konu neticelerden biri gerçekleşmelidir. 

Belirtmek gerekir ki vurgulanan mağduriyet mutlak olarak ekonomik bir bağduriyeti ifade etmez. Yargıtay uygulamasına atfen anılan mağduriyet bireysel hak ihlali olarak yorumlanmaktadır (YCGK, 14.06.2005 T., 4-28/66). Kişiler yapılan işlemlerle gelecekte elde edebilecekleri manevi tatmin ya da gelirden mahrum kalabilirler. Önemli olan gerçekleşen görev gereklerine aykırılık eyleminin doğrudan doğruya kişiye yönelmesi ve onun mapduriyetine yol açacak nitelikte olmasıdır.

 Görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlamak;

Failin gereğini yapmakta “ihmal” veya “gecikme” gösterdiği işlemin görev alanında olması yani yapmakla yükümlü olması gerekmektedir. Yargıtay içtihadında da; “Suçun koruduğu hukuksal yarardan bahisle failin kendisi ile ilgili olan bir işi yerine getirmemesinin de bu suçu oluşturacağı” sonucuna varmıştır (Y4CD, 31.01.1994 T., 301/474).

İhmal görev gereği yerine getirilmesi gereken bir eylemin hiç ya da gereği gibi yerine getirilmemesini;  gecikme ise eylemin yapılması gereken süreden sonra yerine getirilmesini ifade etmektedir. Bahse konu süreler işin niteliğine bağlı olarak veya yasa ile belirlenmiş olabilir. Yine yukarıda belirtilen neticelerden birinin gerçekleşmesi mutlak gerekliliktir.